mehmetankdemir's profilemehmetdemir@askmail.net ...PhotosBlogGuestbook Tools Help

Blog


    DUA

     bi786.gif
    animation2.gif
     
     
     
     
     
    Duadan bıkkınlık göstermeyiniz.
    Çünkü dua ile beraber olan hiç kimse helak olmamıştır.
     
     
    DUA
    Dua iki şekilde tecelli eder:
    ya bizi korkutan şeyi ortadan kaldırır. Yahut da onu yenmemiz için bize güç
    ve cesaret verir.
     
     
    SABIR
    Bedende baş ne ise,
    imanda da sabır aynıdır.
    Başssız beden olmayacağı gibi,
    sabırsız da iman olmaz.
     
     
    SABIR
    Her söz için doğruluk,
    her doğruluk için iş,
    her iş için de sabır gerekir.
     
    ŞÜKÜR
    Şükrü eda edilen az bir mal,
    şükrüne takat getirilmeyen
    çok maldan daha hayırlıdır.
    ŞÜKÜR
    Şükür; gönlünün,
    nimeti veren Allah'u Teala'ya
    tam bağlı olmasıdır.
    NEFİS
    İsyanınız nefsinize,
    itaatiniz Rabbinize olsun.
    NEFİS
    Nefsine dizgin vur ve bin,
    aksi halde o sana yüklenir.
    ÜMİT
    Güçlük kolaylıkla beraberdir,
    kendine gel, ümidi bırakma!
     Akıllı insan bilir ki,
    ölümün arkasında bile daha
    güçlü bir hayat beklemektedir.
    ÜMİT
    Akıllı ve uyanık olun;
    sizi ümitsizliğe götüren hadiseler,
    saadete de götürebilir.
    HAKKI TAVSİYE
    Başkasına iyiyi, doğruyu söylemek. Allah'ın emir ve yasalarını insanlara tavsiye etmek. Bu, müslümanın önemli bir prensibidir. "Âsr'a yemin olsun ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır"
    (el-Asr, 103/1-3).
    İnsan, kendisini yaratan yüce Allah'ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmakla mükelleftir. Kişi bu emir ve yasaklar karşısında birinci derecede kendi nefsinden sorumludur. Ancak insanın "nemelâzımcılık" ruhuyla ve "bana dokunmayan yılan bin sene yaşasın" zihniyetiyle bu ilahî emir ve yasakları sadece kendi nefsinde yaşayıp, diğer insanların bunları uygulayıp uygulamamalarına seyirci kalması İslâm'a göre câiz değildir. Aksine bu emirlerin, başta aile fertleri olmak üzere diğer insanlar arasında da tatbik edilmesine var gücüyle çalışması ve yasakların işlenmesine engel olması gerekir. Bunu yaptığı takdirde ancak âyet-i kerimede belirtilen hakkı tavsiye görevini yerine getirmiş sayılır.
    Bu âyetler dehşetli bir tehdidi ihtiva etmektedir. Zira Cenâb-ı Allah, bütün insanların ziyan ve zararda olduğunu ve bu zarardan kurtulmanın zikredilen dört şeye bağlı olduğunu hükmetmiştir ki bunlardan birisi de başkasına hakkı tavsiye etmektir. Yani insan sadece kendi nefsiyle yetinmemeli, aynı zamanda başkasını dinî vecibeleri yerine getirmeye davet etmeli, ona nasihat etmeli, emr-i bi'lma'ruf nehy-i ani'l-münker görevini yerine getirmeli ve kendi nefsi için sevdiğini başkası için de sevmelidir. Böylece başkasının da Allah'a itaat etmesine vesile olur ki din ehlinin yapması gereken de budur. Bundan dolayı Cenab-ı Allah: "Ey iman edenler! Kendinizi ve ehlinizi öyle bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlarla taşlardır" (et-Tahrîm, 66/6) buyurulmuştur. Buna göre hakkı tavsiye etmek, dine ait ilim ve ameli tümüyle kapsamaktadır (Fahruddin er-Razî) Mefâtihu'l-gayb, (90-91).
    "Hakk" kelimesi "batıl"ın zıddıdır. Genellikle bu, iki manada kullanılır: Birincisi, doğruya, adalete uygun ve gerçek sözdür. İster akidevî iman ile ilgili olsun, ister dünyevî meseleler hakkında olsun aynıdır. İkincisi, insanın, yerine getirmesi gerekli olan haktır. O, Allah'ın hakkı, insanların hakkı veya nefsinin hakkı olabilir. Hak kelimeyi tavsiye etmenin anlamı, mü'minlerden oluşan toplumun, hakka karşı batılın yayılmasına seyirci kalmayacak kadâr duyarlı olmasıdır. Bu gibi toplumlarda ne zaman ve nerede batıl baş kaldırsa, hak kelimesini söyleyenler seslerini yükseltmelidirler. Toplumda her fert sadece kendisi, hakkı, doğruluğu ve adaleti yerine getirmekle kalmamalı, aynı zamanda bunu başkalarına da tavsiye etmelidir. Bir toplumu ahlâkî düşüş ve çöküşten korumak ancak bu şekilde mümkün olur. Eğer toplumda bu ruh yoksa toplum hüsrandan kurtulamaz. Şahsî olarak hakk üzerinde bulunanlar, toplumun bozulmasına seyirci kalmaları sonucu kendileri de hakk üzere kalamazlar, hüsrandan kurtulamazlar. Bu nedenle Maide sûresinde Hz. Davud ve Hz. İsa diliyle İsrail oğullarına lanet edilmiştir. Bu lanetin sebebi, o dönemde Yahudi toplumunda yaygın olan günah işlemek ve zulüm yapmaktan birbirlerini alıkoymamalarıydı. (El-Mâide, 5/78-79). Ayrıca İsrailoğullarının cumartesi yasağını açıkça çiğneyerek balık tutmayla başladıkları, bu nedenle de onlara azap indirildiği, bu azaptan ancak günahı önlemek için çaba sarfedenlerin kurtulduğu açıklanmıştır (el-A'râf 7/163-166). Aynı husus Enfâl suresinde de açıklanmıştır. "Azabı, sadece günah işleyenlerle kalmayacak fitneden sakının"(el-Enfâl, 8/25). Bundan dolayı emr-i bi'l ma'ruf ve nehy-i ani'l münker İslâm ümmetine farz kılınmıştır (Alu İmrân 3/104). Bu farizayı yerine getiren ümmete hayırlı ümmet (Alu İmran 3/110) denilmiştir (Mevdudî, Tefhimu'l-Kur'an (Türkçe tercem'e),  (225).
    Peygamber efendimiz (s.a.s.)'e bir adam gelerek "Ya Rasûlüllah! En faziletli cihad hangisidir diye sordu. Rasûlullah (s.a.s.), "zâlim bir yöneticinin karşısında hakk kelimeyi söylemektir" şeklinde cevap verdi (Ahmed b. Hanbel,  3j4).
    Müslümanların birbirine hakkı tavsiye etmeleri bir zarurettir. Çünkü hakka sarılmak zordur. Hakkı engelleyen pek çok husus vardır. Nefsin arzuları, menfaatlar, toplumun düşünceleri, azgınların zulmü, karanlık düşünceler ve zâlimlerin adaletsizliği bunlar arasındadır. Hakkı birbirine tavsiye etmek, birbirine hatırlatıp teşvik etmek, gaye ve hedef birliğini dile getirip emanet ve mesuliyette ortak olduğunu belirtmektir. Bu gibi hususlar kişisel gayeleri birleştirerek aynı hedefe yöneltir. Çünkü birlikte çalışıp güçlenmelerini sağlar, bekleyen herkese kendisinden başka da onun bekçilerinin bulunduğunu anlatarak onlara tavsiye etmeyi, onları teşvik etmeyi sağlar. Onlarla birlikte olmak kendisini mahcub etmez, sevindirir. Hakkın kendisi olan bu din ise, birbirine bağlı, birbirini destekleyen, birbiriyle yardımlaşan ve birbirlerine tavsiyelerde bulunan bir topluluğun bekçiliği altında ancak gerçekleşebilir.
    Birbirine nasihat edip hakkı tavsiye etmek, kötülüklerin önlenmesinde son derece önemli olduğu için Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadis-i şerifte üç defa tekrarlayarak " din nasihattır" (nasihattan ibarettir) demişlerdir (Müslim, İman, 95).
     
     www.kanal-7.com
     
     
     
     
     
     
     
     

    Yalan ve Yalancı Şahitlik

     

        Dinimiz İslam, en şerefli varlık olarak yaratılan insandan yaratılış gayesine uygun, kendisine yakışan davranışlar sergilemesini istemiş ve bu konuda değişmez kurallar koymuştur. İşte bu kuralların en önemlilerinden birisi de dinimizin kesinlikle yasakladığı yalan söylemek ve yalancı şahitlik yapmaktır. Yalan söylemek, karşıdaki insanı aldatmak maksadıyla gerçeğe uymayan sözleri söylemektir. Yalancılık münafıklığın alametidir. Yalancı şahitlik de, kişinin hakimin huzurunda haklıyı haksız, haksızı haklı çıkarmaya çalışmasıdır. Bu çok büyük bir vebaldir. Çünkü yalancı şahitlik, Allah’a şirk koşmadan sonra gelen, büyük günahlardan birisidir.
        İnsanlar arasındaki ilişkiler sevgi, saygı ve güvene dayanır. Doğruluğun olmadığı yerde huzur, sükun ve mutluluktan söz edilemez. Yalanın yaygınlaştığı toplumdan iftiralar, düşmanlıklar ve anlaşmazlıklar eksik olmaz. Güven, sevgi ve saygı duyguları yerini kuşku, kin ve düşmanlığa bırakır. Yüce Rabbimiz Hac Suresi 30.ayette: “…Yalan sözden sakının.” buyurmuştur. Peygamberimiz de bir hadis-i şeriflerinde: “Doğruluktan ayrılmayın, çünkü doğruluk iyiliğe, hayra götürür. Kişi doğru söyleyip doğruluğu araştırdıkça Allah katında sıddık olarak yazılır. Yalandan sakının, çünkü yalan kötülüğe götürür. Şüphesiz kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyledikçe ve yalancılık yaptıkça, nihayet Allah katında yalancı olarak yazılır.” buyurmaktadır.
        Bir Müslüman kendi aleyhine bile olsa yalandan, özellikle yalan yere şahitlikten kaçınmalı, daima doğru bildiğini söylemelidir. Bu husus Furkan Suresi 72.ayette: “Onlar ki yalan şahitlik etmezler, boş ve kötü lakırdıya rastladıkları vakit şerefli (insanlar) olarak (ondan yüz çevirip) geçerler.” şeklinde anlatılmaktadır.
        Sözüne özüne güvenilmeyen bir insanla, dostluk ve ilişki kurulamaz. Meşru bir mazeret bulunmadıkça verdiği sözde durmayan kişinin toplum içerisindeki saygınlığı zedelenir, dostlarının sayısı azalır, işi ve sosyal ilişkileri bozulur. Eğer bizler hem Allah’ın rızasını kazanmak,  hem de insanlar arasında itibar görmek istiyorsak, özümüz sözümüze uymalı, doğru konuşmalı ve dürüst hareket etmeliyiz. Aleyhimize olsa bile nefsimizi doğru söylemeye alıştırmalı, çocuklarımıza, aile fertlerimize ve çevremize hakikati konuşmanın büyük bir fazilet olduğunu öğretmeliyiz.
        
    Hz. Peygamber (s.a.v)’in şu hadisini kendimize düstur edinmeliyiz: “Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol.”

    Comments

    Please wait...
    Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
    You didn't enter anything. Please try again.
    Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
    To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
    Your parent has turned off comments.
    Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
    You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
    Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
    Complete the security check below to finish leaving your comment.
    The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

    To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


    Don't have a Windows Live ID? Sign up

    Trackbacks

    The trackback URL for this entry is:
    http://cid-d3f3a3e1369b369b.spaces.live.com/blog/cns!D3F3A3E1369B369B!1259.trak
    Weblogs that reference this entry
    • None